Sabahlari uyandigimda kendimi savastan cikmis gibi hissediyorum.
Kesik kesik uykular, sacma sapan ruyalar, irkilerek uyanmalar, gozumu acip nerde oldugumu bilememeler...
Gecenin yukuyle ezilen bedenimi, aklimi yataktan cikartamiyorum sabah oldugunda.
Diger taraftan da bir savastan daha sag cikmis olmanin verdigi garip bir vakurlukla aciyorum gozlerimi.
Bir umarsizlik cokuyor uzerime. Haddinden fazla curetkar oluveriyorum.
Hani o an bana ne sorsan umursamadan durustce cevabini verebilirim.
Tam o an hayatimla alakali cok ciddi kararlar alabilirim iki kez dusunmeden.
Bildigim, yasadigim hersey, biraktigim her sehir, her insan eriyip tek bir dogru oluyor o sacma sapan gecelerin sabahinda. O mutsuz yorgunluk hali, bir aymak haliyle beraber geliyor.
Anlat deseler anlatamayacagim bir seyi bilerek uyaniyorum.
Bildigim sey beni sakinlestirmiyor.
Yalnizligin en kötu hali bir yatakta, bir evde yalniz uyumak bence.
En cekilmez hali yalnizligin gunes gittigi vakit gelen.
Daha da kötusu benim diyemedigim evlerde, otellerde, o göcmen hallerimde kendimi iki carsaf arasinda debelenirken bulmak bazen.
Yasadigim hayatin bana sundugu muazzam ne varsa, bedelini uykularimla öduyorum bazen.
Insanlar bir seyler ister. Ben bu aralar huzurlu bir uyku istiyorum sadece.
18 Nisan 2013 Perşembe
9 Nisan 2013 Salı
bahar moralleri
gurbet ayri bir mesele,
lakin ben can erigi bilmeyen ulkeler arasinda kisildim kaldim.
halbu ki bir lira verip bir kulah dolusu can erigi almamis adama aski nasil anlatacaksin...
lakin ben can erigi bilmeyen ulkeler arasinda kisildim kaldim.
halbu ki bir lira verip bir kulah dolusu can erigi almamis adama aski nasil anlatacaksin...
8 Ekim 2012 Pazartesi
üzüntü ve muz kabuğu
1 Mayıs 2012 Salı
"Kosläpp" ya da "Inekleri Saliverme"
Bugun bir baska Isvec adetini daha ogrenme serefine nail oldum. 1 Mayis'i 'agricultural-society-mindset' ile kutlayalim senlikleri kapsaminda, buyuk bir ciftlige gittik. Meger mevzu kis boyu totoyu devirip ahirda yatan inekleri disari saliverme mevzusuymus. Aylar sonunda cayira cimene cikan nese dolu inekleri bekledik bir sure. Bu esnada da sut ve tarcinli corek dagittilar. Inekler bir uc-bes dakka kendilerini kaybedip birbirlerinin uzerinden atlayip zipladiktan sonra taze cimenin farkina varinca, "inekleri saliverme" ya da "kosläpp" seramonisi de nihayete ermis oldu. Garipler velhasil...
23 Nisan 2012 Pazartesi
meaning of unequipped
I left, I left again, and again...
and here comes a point where I cannot leave anymore...
5 Ocak 2012 Perşembe
This is how it works...
"This is how it works
You are young until you are not
You love until you don't.."
18 Eylül 2011 Pazar
15 Eylül 2011 Perşembe
10 Haziran 2011 Cuma
Gunduz, gece ne varsa ustume yagsin...
4 Mayıs 2011 Çarşamba
10 Mart 2011 Perşembe
Raki Sofrasi
Canim soyle,
dostu bol,
neseli,
muhabbetli,
kallavi mezeli,
muntazam muzikli,
su kenari,
ilik iklimli,
bir raki sofrasi istiyor..
Hani bunlardan biri eksik olsun, hayalimde eksik kalirim.
Gercegi mumkun degil ne yazik..
Simdi, su anda, O.Veli'nin siirindeki gibi 'bir raki sisesinde balik olsam' keske..
Gozlerimi yuvarlayip suzsem suzgecimde balik balik.
Hemen surda dolapta durur nicedir yarisi bitmis 70 lik yesil Efe,
lakin nerde bu saydiklarim?
12 Ocak 2011 Çarşamba
Milli Piyango
"9355650 No'lu Biletinize
İkramiye İsabet Etmemiştir"
Kontrol edilmemis yeni yil biletinin cuzdanimda kuluckada oldugunu, su hasta ve bitkin bunyemle hatirlamamdan manidar sonuclar cikarilabilir elbet. Kontrol etmeden basip buraya donusumdeki umarsizlik yerini pazartesi gunu bana girecek matematik sinavinin panigine birakinca aklima gelen bilet.. Hainsin olm!
Isabet etmemis hasbam! Isabet olmus. Dedim ki iyi ki etmemis aslinda lan. En kotusu soyle 100.000 lira gibi bir para cikmasi olurdu zira. Az once tarif ettigim sekliyle anlatmak gerekirse (ki niye gereksin aslinda);
Sokayim boyle askin izdirabina deyip de bavulu toplayip, topuklari yaglatacak bir para degil. Diger taraftan "ayda su kadar paraya bu izdirabi niye cekiyorum lan!" diye insani galeyana getirecek cinsten. Bilhassa genclik atesinin 2.cinkosundaki su gunlerimde... Kaos teorisine koyayim, Katastrof teorisine bisey olmasin..
Yuce rabbim isini biliyor dedim. Hikmetinden sual olunmaz hay bin tovbe.. Insani onduracak paralar var, oldurecek paralar var. Zuurt tesellisi falan degil haci cavcav, hissederek anlatiyoruz burda! Cok zengin olmayacaksam, az zengin olmak istemiyorum.. Bobo (bohem burjuva) hayatim gemiyi yurutuyor iste. Tayfa yok diye oturup aglayalim mi, nedir yani?!
Misal duvar kadar plazma alip, dijital uydunun pintiligini yapmakta baska turlu bir cazibe var.
Hic ihtiyacim olmadigi halde aldigim arabam da az yakiyor keza.
Onumuzdeki ay Avusturya'ya kayaga gidebilirim ama bu oglenleri evden yemek goturmeme celiski degil.
Yani anlayacaginiz 100.000 lira beni su anda sadece huzursuz edecek bir para havadan gelirse.
Ama buyuk ikramiyenin basimin ustunde yeri var. Aha tam da surda hem de..
Bitti.
Kib optm bye!
28 Kasım 2010 Pazar
Enjoy the Ride
Ben ona "ben 'koy döte rahvan gitsin' lafini daha gecen sene ögrendim" demeden az önce, onun evvelden yolladigi ama yolladiginda hakkini veremedigim su sarki caliyordu;
Shut the gates and sunset
After that you can't get out
You can see the bigger picture
Find out what it’s all about
You're open to the skyline
You won't want to go back home
In a garden full of angels
You will never be alone
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
If you close the door to your house
Don't let anybody in
It's a room that's full of nothing
All that underneath your skin
Face against the window
You can't watch it fade to grey
And you'll never catch the fickle wind
If you choose to stay
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
P.S: pazar aksaminin dötune koyarak pazartesinin rahvan gitmesini bekleyen ben, rakimi hollanda peyniri ile kombo edip, mutfagimda asili portekiz bayragina karsi kaldiriyorum isvecteki evimde..
size kaldiriyorum kadehimi özlemi kroniklesen insanlar.. her yerimde, her yere tasiyorum sizi lanet olsun..
ve belki de gercekten "The day that you stop running..Is the day that you arrive" ...
10 Ekim 2010 Pazar
Biz bize benzeriz..
Az önce Meksikali komsum geldi. Dertli.. Babasiyla konusmus. "Isin hazir bitir gel master" i demis. Burada Entertainment&Art Master i yapmasini pek tabi ki zaman kaybi olarak goruyor aile. Baba petrol endustrisinde falan.. Bizimkine bicilen yol da o cinsten..
Dedi; "cok degil bir kac ay bile bekleme luksum yok bitirdikten sonra. olsa, beni mutlu edecek seyi yakalayana kadar ugrasirdim."
Hikayeler tanidik oluyor gelinen ulke gelismekte olan(!) bir ulke oldugu vakit (az gelismis demeyelim kalpler kirilmasin degil mi?!).
Babasi JoseFernandoRodrigues le bizim Ahmet Amca arasinda bir fark yok yani.
Ozetle burdaki bir Svensson bir Johansson dunyayi degistirecek isler yapabiliyorsa, hadi dunyayi degistirmeyi de bir tarafa koyalim aksamlari yastiga basini mutlu koyabiliyorsa isinden evine geldigi vakit, gencken sahip oldugu bekleme luksundendir dedik.
Benimse iki ogrenim seviyesi arasi verdigim en uzun ara bir aylik bir yaz tatili kadar..
Tespitimiz cebimizde.. Bir boka yaradigi yok suphesiz..
Dedi; "cok degil bir kac ay bile bekleme luksum yok bitirdikten sonra. olsa, beni mutlu edecek seyi yakalayana kadar ugrasirdim."
Hikayeler tanidik oluyor gelinen ulke gelismekte olan(!) bir ulke oldugu vakit (az gelismis demeyelim kalpler kirilmasin degil mi?!).
Babasi JoseFernandoRodrigues le bizim Ahmet Amca arasinda bir fark yok yani.
Ozetle burdaki bir Svensson bir Johansson dunyayi degistirecek isler yapabiliyorsa, hadi dunyayi degistirmeyi de bir tarafa koyalim aksamlari yastiga basini mutlu koyabiliyorsa isinden evine geldigi vakit, gencken sahip oldugu bekleme luksundendir dedik.
Benimse iki ogrenim seviyesi arasi verdigim en uzun ara bir aylik bir yaz tatili kadar..
Tespitimiz cebimizde.. Bir boka yaradigi yok suphesiz..
3 Ekim 2010 Pazar
özet geçiyorum
Şöyleyken böyle oldu;
-Referandum dönüşü bir veni-vidi-vici bile diyemedim. İsyanım var..
-Tüketerek varolmaya başladım: Daha önce gittiğimin yerin iki katını ödediğim bir Spa üyeliğim, çok da ihtiyacım olmadığı halde edindiğim ve okulun garajında duran bir arabam, öğrenci harçlığıyla bir haftalık parayı gömdüğüm bir yatak örtüm var. Tek derdim rengine tilt olduğum duvar kağıtlarını değiştirmek. Ortalama bir İsveçli gibi yüksek vergi oranlarından şikayet etmeye başlamak için de iki üç ayım var diye tahmin ediyorum. In Social Government We Trust ?!
-Hayatımı güzelleştiren insanları geride bıraktıktan çok değil iki sene sonra burda hayatımı güzelleştiren insanları da bir bir gönderdim. Saadetim beklendiği üzre uzun da sürmedi hani, ettiğimi buldum canlar... Geriye kalan son ve en bir kıymetli olanının da bugün elinde bavuluyla ayrılışının ardından gönül rahatlığıyla arkada kalan diş fırçası, keyboard, ses kartı gibi objelerle sohbet edebilirim. Deliliğimi de tain edecek kimse kalmadı zira... (fonda "acıların çocuğuyum" çalmıyor, hala stabilim..)
-Televizyonu açtığımda How I Met Your Mother ya da türevi Ingilizce bir yayın çıktığı vakit içimde sevgi kelebekleri uçuşuyor. Tüketim çılgınlığımın uzantısı iphonedörtbirkeremaşallahı da en çok sevmemin nedeni afili özellikleri falan değil, sabah gözümü açtığım vakit NTVMSNBC ye tıklamak suretiyle Türkçe yayınla ayılabilmek. Alamancı kafası en bir güzel kafaymış onu anladım. Benim de bir çanak antenim olsun istiyorum artık balkonumda. O kıvama geldim.
-Kendimi "daha önemli işler" teması altında topladığım bir dizi pratiğin içine gömüp "daha mutlu eden işler" i yapmayı ertelemek suretiyle cezalandırmak gibi bir alışkanlık edindim. Henüz cezanın sebebini tain edebilmiş değilim. Bulursam yazarım. (daha mutlu eden işler için bkz: müzik yapmak, mektup yazmak, akademiyle ilintisiz okuma yapmak, yoga yapmak, party beeds den kolye yapmak, silip silip tekrar makyaj yapmak, yemek yapmak, ve niceleri..)
-"İsveç'de kimse 8 saatten bir dakika fazla çalışmıyor" diyenin alnını karışlarım gari. Bana neden bu kadar çok para veriyorlar diye düşünüyordum. Anlamam uzun sürmedi. Ortalama bir PhD olmak ister misin deselerdi "he" derdim halbu ki. "Stay hungry stay foolish" dememişmiydik a canlar..
-Hayatımda ilk kez bu kadar "öteki" yim. Bu mevzu uzun, özetle anlatılacak gibi değil. Ama kısaca yurt dışında okumak ve çalışmak epey farklıymış. İsotlusundan bir buçuk porsiyon hergün.. Jaaavist!
Özet geçiyorum dedim, geçmedim zati. Şimdi daha yazarsam terbiyesizlik olur, goygoyculuk olur. Esenlikle hadi öptm bye!
3 Eylül 2010 Cuma
Suit up!!! Because Management says so...
Universite tercihimi yaptigim yilda isletme egitimine karsi durtusel olarak ortaya cikan anti-sempatizan ruh halimi bugun biraz daha rasyonel bir kafayla (biraz da ekonomi artik hayatimin tam da gobegine "meslek" sifatiyla oturdugu icin) cozmeye basladim.
Universite yillarinda bir turlu anlamadigim, sonralari ise bildigin karsi durdugum ilk arizali durum, 20 li yaslarinin baslarindaki insanlarin ilac represantlari gibi siyah takimlari cekip, kendi makamlarinda, yani universitenin icinde duzenlenen seminerlerde arz-i endam etmesiydi. Belki takim elbise insani tektiplestirdiginden, belki de aslinda profosyonel olmaya fersah fersah uzakta oldugu asikar 20 yasindaki bir adamin, sirf oylesi daha "profosyonel" durur demis birileri diye giydigi siyah takimlarin cadilar bayrami kostumu gibi siritmasindan, o ya da bu sebepten cok da uzerine dusunmedigim bir rahatsizligim vardi.
Sonrasinda insanin farkli olan taraflarini en rahat kesfedebilecegi surecte boylesine bir gerekliligi yaratan zihniyetin kendisinden tiksinmeye basladim. Daha satilacak(!) birsey yokken ortada, kendini nasil satman gerektigini universitelerde anlatan buyuk buyuk adamlar cok canimi sikti. Oyle mevzunun, "Isletme bir bilim midir? bilim degilse acaba nedir nedir?" minvalinde dusuncelerle ilgisi yoktu yani baslarda. Sadece gözlemledigim seklin kendisiydi rahatsiz eden.
Burda kalkip bilimin diyalektigi uzerine birseyler yazacak degilim zira ben de yer yer bir cikar yol bulamadikca "science is too young to understand" demek suretiyle kosesine cekilenlerdenim. Hele hele isletmenin, Amerika'da cok degil 20.yy in baslarinda baslayan sermaye-universite ortakliklari sonucu bilim namzetine soyunarak, 12.yy in baslarindan beri var olan universitede son bir asirda kurumsallasmis oldugu gibi tarihsel gerceklerle de alakali degil bahsettigim.
Bahsettigim baska...
Bilimle iliskelendirmek istesen basi cekecek bir mecranin, bilimle alakasi olmayan gundelik yasam pratiklerine bulanip-kizartilip levrek diye onumuze suruluyor olusu.
Once takim elbiseyi burda, cocukta yaparim kariyerdeyi simgeleyen topuklu ayakkabi, derli toplu adami simgeleyen sakal trasi, cok dakik adami simgeleyen kol saati, kariyerde basariyi simgeleyen kirmizi kravat ve daha niceleri icin taksonomi maksatli kullandigimi soyleyeyim de Kigili'yla, Damat'la falan aramiz bozulmasin.
Onkabulumuz, her calisma ortaminin, her kurumun kendi icinde belli dinamikleri olusu ve bu dinamiklerin de yillar icinde belli sebeplerden oturu ortaya cikisi amenna.
Benim anlamadigim ben burda ayni kurumun ekonomi departmaninda gonlumce giyinip kusanip -laf o ya- bilim yaparken, bir ust katta isletme departmanindaki adamin ortada hicbir gereklilik yokken kendini sekilden sekile sokmaya calismasi. Ayni kurumun icinde, ortada hicbir gereklilik de yokken ve hatta universitenin dogasi geregi verimi de dusurecegi asikar bir resmiyeti iteleme mucadelesi...
Ve is bu sebepten o adamin ders verdigi, daha tehlikelisi akil verdigi tazelere de cok sonra karsilasmak durumunda kalacaklari, (ve hani olur ya ozgur irade falan) belki de hic kalmayacaklari bir dizi ilgisiz pratigin zerk edilmesi.
Kraldan cok kralcilik dedikleri hadise bu olsa gerek. Sana ne bilmen, ne nitelikte bir insan olman gerektiginden cok nasil gozukmen gerektigi ogretilen bir alanin universitedeki yerini herseyden once bu sebepten oturu sorgularim.
Burda Isvec gibi hiyerarsik iliskilerin ve resmi gerekliliklerin minimumda oldugu bir yerde dikkatli baktigimda, Turkiye'deyken ise gozume gozume batan halleri yuzunden isletmenin, "bundan 6 yil onceki durtulerim beni hic yaniltmamis" dedim bugun kendi kendime...
27 Ağustos 2010 Cuma
Bir hoca olarak Özge... Saçmalamayın lütfen!
Doktoram resmi olarak başlamamışken henüz, bu hafta ilk dersime girdim. "Fake Lecture" dedikleri bir hadise var bizim okulda. Kick-off week'de gençlere her akşam içirmek suretiyle bir dizi ısınma turu attırıyor üst sınıflar. En sert olanı haftanın ilk gecesi. Salı sabahına da zorunlu bir ders koyuyorlar. Giriyor bir hoca, kafadan başlıyor tahtaya formüller diagramlar çizmeye. Yarım saat sonra "Fadder" lar (yeni gelenleri yoldan çıkartmak üzere görevli üst sınıflar) dalıyorlar sınıfa ve çocukları dışarı çıkartıp kaldıkları yerden yoldan çıkartmaya devam ediyorlar.
Departmandaki kongre yoğunluğu yüzünden benim mezun olduğum master programının Fake Lecture ı bu sene bana patladı. Daha gerçek bir ders vermemişken ömrü hayatımda, örtmenlik hayatıma dersin fake i ile başladım. Farklı ülkelerden gelmiş 30 a yakın öğrenci bir bir sınıfı doldurdular akşamdan kalma halleriyle. Bir süre hoş geldiniz beş gittiniz muhabbeti. Sonra kalktım başladım yazmaya utility maximization bok püsür. Hepsinde akşamdan kalmalıkla karışık şaşkın/ysfysf bir ifade... Bense 'neanlattığındaneminadam'ı oynuyorum tahtanın önünde. Tek perde...
Sınıftan çıkmadan önce bir kaç öğrenci etrafımı çevirdi. Almanlardan bir tanesi yanındaki nereden geldiklerini şu anda hatırlamadığın 4-5 öğrenciyle beraber, yaşadıkları kafa karışıklıklarından bahsettiler kısaca. Ben de "I will do my best to help you. I haven't passed to the dark side yet!" dedim spontane..
Bana söylerken çok "cool" gibi gelen şeyin aslında ne kadar acıklı olduğunun farkına varamadım iki akşam sonrasında student pub'a gidene kadar. Onlarla beraber öğrenci barında tepinemeyeceğim gibi, bir durum olduğunda okulun tarafını tutamayacak kadar da öğrenci hissediyorum kendimi şu anda. Yani öğrenciliğin ceremesini çekerken, nimetlerinden faydalanamama hadisesi.
Ne vakit 'dark side' a geçerim/geçer miyim bilmiyorum, lakin...
Tarihim için not düşülesi bir hafta oldu. Bir hoca olarak Özge: Saçmalamayın kuzum!
17 Ağustos 2010 Salı
ARAF
Bundan 5 sene kadar önce, (Portekiz'den dönüşüme denk geliyor yanılmıyorsam) Sinem elime tutuşturmuştu her sayfası cildinden ayrılmış, harap haldeki bir nüsha Araf'ı. Şöyle elimde zar zor döndürüp arka kapağında yazanı okumuş, okuduğum gibi de kitabın içine kuyuya düşer gibi düşmüştüm:
"Kim gerçek yabancı-bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri olmayan mı?
---
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır."
Araf benim hayatımın bugünkü hikayesini anlatmazken Araf'ı sevdimdi. Hikayenin 'ait olacak başka yeri olmayan' safında kendime ait olacak yer yaratma kavgasındayken... Bunu böyle melankolik bir tondan içli bir şarkı söyler gibi söylemiyorum. Aksine böyle bir kavga vermenin gereksizliğine inanmaya başladığımdan bugün, o gün "kavga" dediğimi tebessüm ederek anımsamak benimkisi.
Çünkü yabancılaşma, öyle ekseriye iddia edildiği gibi ait olmadığın(!) topraklara göçmeyle başlamıyor. Göçme hevesi -ya da alışkanlığı diyelim- bir yere aidiyet hissedememenin kaçınılmaz sonucu sanki. 18 sene yaşadığım Ankara'ya, İstanbul'a hissettiğimin yarısı kadar ait hissetmiyorsam kendimi ve İstanbul'a hiç ait hissetmemişsem zaten, bu aidiyet dediğimiz belki de sadece anı biriktirmekten ibaret bir hadisedir.
Uzun lafın kısası, hiçbir şey o kadar da mühim değil artık şu adımdan başka. Onda da alfabesinde "Ö" olan memleketi bulmuşum ölsem de gam yemem...
16 Ağustos 2010 Pazartesi
ben dönerim oldugum yerde
10 Haziran 2010 Perşembe
doktora, bitmeyen sagnak yagis ve vedalasma sezonu
Bir donemin daha sonuna gelmis olmanin verdigi huzun ve yolumun ne tarafa dogru gittigini bilmenin vermis oldugu huzurla karisik 2 gun gecirdim.
Ciddi ciddi 2 senelik masteri da geride biraktik. Cok degil 2008 temmuzunda butunleme derdindeyken Istanbul'da, bugun Isvec'de ki okulumda kendime ofis begenemiyorum onumuzdeki sene(ler) icin. Göle bakan bir oda vermeyi kabul etmeleri halinde haftada bir butun kata baklava/borek acmaya raziyim.
Deniz dun cektigi fotograflari gosterip, "Portekiz'deki hallerin gibi" dedi. Zira Portekiz'deki kadar sarhos, saskin ve uykuyla uyaniklik arasinda bir aksam gecirdik dun. Iki sise Porto sarabinin ve Youtube'un zengin karaoke alternatiflerinin geceye olan katkilarini da atlamadan not duseyim de bir tarafim sismesin.
Sag gozum Rasa Almanya'ya, sol kolum David ise buyuk ihtimalle Fransa'ya Disneyland'e gidecek calismaya. Queen Jessica LA'de show dunyasinda bir is ayarladiktan sonra Evropa topraklarina billa da ayak basmaz. Bir sonraki jenerasyonun Elen DeGenere si o olacak zira (en straightinden lakin). Bir geriye kalan Agata olacak iste, tombalacik bebegi de bonusu... Deniz'in durum ise mulak hala.
Dun gece yine garip bir aydinlanma yasadim. Gunlerdir bitmeyen sagnak yagmura ragmen parktaki kum havuzuna yatmis salak salak yagmur damlalarini izlerken hep beraber, belki de dedim hayatimin bundan sonraki hic bir evresinde, gonlumce sapitabilecegim bir arkadas ortamim olmayacak bundan sonra dedim. Bunu aklimdan gecirdigimi zannediyordum lakin sesli dusunmus olmaliyim ki, hepsi bir agizdan benim hipotetik doktora arkadaslarima methiyeler duzmeye basladi fukaraya sadaka tadinda.
Bir kez daha, ayni anda bir suru kisiye gule gule demek zorunda olmak icimi tarihi gecmis yogurt gibi eksitse de, gecmise nazaran daha bir gozum kara bu seferki 'sifirlama' sezonunda. Imagineallthepeoplelivingallinpeace tadinda daha bir umutla bakiyorum yarinlarima a dostlar...
Isbu sebepten burdan size de iki cift lafim var hipotetik doktora arkadaslarim!
En azindan bir iki taneniz, kafam guzel oldugunda sagnak yagmura ragmen benimle beraber vicik vicik kumlarda yuvarlanmayi kabul etmezse yakarim bu okulu + en az 3 er ogrencinizi de rehin alir Yildiz Tilbe sarkilari dinletirim + paper draftlarinizin köselerine 62 den tavsan cizerim + odalarinizin duvarlarina da haci yagi surerim ki siz docent olana kadar kokusu cikmasin.
Yasim 24, ve en az bir 8-10 yil daha 'makul insan' olmak istemiyorum.
Bunu da yalniz yapmaya hic niyetim yok..
Lise biterken bir arkadasimin kulagima fisildadigi bir cin atasozuyle yazimi noktalariyorum efenim;
'Make new friends keep the old, if one is silver the other is gold'
Butun eskimeyen dostlarima Turist Ömer selami cakarim...
Bu sarki da Sevval'den size gelsin canlarim;
Ciddi ciddi 2 senelik masteri da geride biraktik. Cok degil 2008 temmuzunda butunleme derdindeyken Istanbul'da, bugun Isvec'de ki okulumda kendime ofis begenemiyorum onumuzdeki sene(ler) icin. Göle bakan bir oda vermeyi kabul etmeleri halinde haftada bir butun kata baklava/borek acmaya raziyim.
Deniz dun cektigi fotograflari gosterip, "Portekiz'deki hallerin gibi" dedi. Zira Portekiz'deki kadar sarhos, saskin ve uykuyla uyaniklik arasinda bir aksam gecirdik dun. Iki sise Porto sarabinin ve Youtube'un zengin karaoke alternatiflerinin geceye olan katkilarini da atlamadan not duseyim de bir tarafim sismesin.
Sag gozum Rasa Almanya'ya, sol kolum David ise buyuk ihtimalle Fransa'ya Disneyland'e gidecek calismaya. Queen Jessica LA'de show dunyasinda bir is ayarladiktan sonra Evropa topraklarina billa da ayak basmaz. Bir sonraki jenerasyonun Elen DeGenere si o olacak zira (en straightinden lakin). Bir geriye kalan Agata olacak iste, tombalacik bebegi de bonusu... Deniz'in durum ise mulak hala.
Dun gece yine garip bir aydinlanma yasadim. Gunlerdir bitmeyen sagnak yagmura ragmen parktaki kum havuzuna yatmis salak salak yagmur damlalarini izlerken hep beraber, belki de dedim hayatimin bundan sonraki hic bir evresinde, gonlumce sapitabilecegim bir arkadas ortamim olmayacak bundan sonra dedim. Bunu aklimdan gecirdigimi zannediyordum lakin sesli dusunmus olmaliyim ki, hepsi bir agizdan benim hipotetik doktora arkadaslarima methiyeler duzmeye basladi fukaraya sadaka tadinda.
Bir kez daha, ayni anda bir suru kisiye gule gule demek zorunda olmak icimi tarihi gecmis yogurt gibi eksitse de, gecmise nazaran daha bir gozum kara bu seferki 'sifirlama' sezonunda. Imagineallthepeoplelivingallinpeace tadinda daha bir umutla bakiyorum yarinlarima a dostlar...
Isbu sebepten burdan size de iki cift lafim var hipotetik doktora arkadaslarim!
En azindan bir iki taneniz, kafam guzel oldugunda sagnak yagmura ragmen benimle beraber vicik vicik kumlarda yuvarlanmayi kabul etmezse yakarim bu okulu + en az 3 er ogrencinizi de rehin alir Yildiz Tilbe sarkilari dinletirim + paper draftlarinizin köselerine 62 den tavsan cizerim + odalarinizin duvarlarina da haci yagi surerim ki siz docent olana kadar kokusu cikmasin.
Yasim 24, ve en az bir 8-10 yil daha 'makul insan' olmak istemiyorum.
Bunu da yalniz yapmaya hic niyetim yok..
Lise biterken bir arkadasimin kulagima fisildadigi bir cin atasozuyle yazimi noktalariyorum efenim;
'Make new friends keep the old, if one is silver the other is gold'
Butun eskimeyen dostlarima Turist Ömer selami cakarim...
Bu sarki da Sevval'den size gelsin canlarim;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)