10 Eylül 2008 Çarşamba

bir yaprakta bir tırtıl...


her şey önce tırtıl olarak başlamıştı. sonra, boğumları olması gerektiğini fark ettiğimde yani herşey için çok geçti... çünkü o artık bir yılandı ve pembe bir dumana aşık olmuştu. sevenlerin arasına da girilmezdi. o yüzden onlara bir çiçek ve güneş ısmarladım. kendime de 50-100 sayfa daha okuma... okuma okuma okumaaa....

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Yazmak çok Ankara'lı birşey. Ankara ya geldikçe dürten birşey. Böyle elimde kağıtlar olsa yazsam yazsam dediğim nadir yer Ankara. Hani üretkenliği bu kadar baltalayan bir şehrin insanı yazmaya bu kadar sevki de bir garip... (üretkenliği baltalayan derken hangi üretkenliğimi ne vakit baltalamış da saydırıyorum şmidi diye de haksızlığımı sorguladım. tekzip tez elden gelsin...)

Sigara içmek de çok Ankara'lı...
Oğuz Atay'ın tutunamayanlar ı da bana göre ankaralı mesela. Şöyle düşününce hafızamda tuttuğum tüm mısralar Ankaralı keza. Kahve falı Ankaralı. Hamama gitmek Ankaralı. Böyle acayip acayip şeyler hep Ankaralı. Hayret!

Yani burda, bu şehirde kendimle ilgili garip bir durum var. Ben buna bir isim koydum: "pause sendromu" evet evet... literatüre böyle geçsin rica ederim. "pause sendromu". Buranın dışında yaşadığım hayatları çık = ankarada süregelen hayatım... Aynı kokuları başka bir şehirde alsam öyle hissetmiyeceğim misal ama burda "öyle" hissediyorum.

Anlatması o kadar güç olduğundan da "böyle" saçmalıyorum. Burası benim bir yere kadar büyüyüp sonra durduğum yer. Bilmem kaç sene evvele ait hikayeler sanki dün yaşanmışlar. Geri tepen bir tarafı var buranın. Dün gece mesela uykuyla uyanıklık arasında bir an bocalıyıverdim acaba ben İstanbul a yurt kaydına mı gidiyorum bu hafta sonu diye. Ya da Portekiz vizesine geldiğim seferden ne farkı var yani bu gelişimin? Aynı seneryoyu aynı insanlarla tekrarlıyorum. böyle 5 şarkılık bir long play var elimizde bir de pikap; döndür dur hesabı... (dedem bana long play arşivini verecekmiş bu arada. "yerleşik düzene geçince sen" dedi. hiç elime geçmeyecek bir long play arşivim var. aman ne güzel...)

Gideyim de şu balkonda yüzümü bir Ankara'nın gece ayazıyla yıkayayım yatmadan önce...

5 Ağustos 2008 Salı

6 Temmuz 2008 Pazar

birşey var içimde şimdiden üşüyen...














yok yani yazmak istemiyorum aslında melankolik yazılar... melankoli yasaklanmalı bence... oturup hislenmeye, histerikleşmeye ayrılan tüm vakitlerimi geri talep ediyorum kendimden... arzı mümkün olmasa da istiyorum işte... öyle dururken bile panik içindeyim zaman yetişmeyecek diye. niye? halbu ki oturup düşünmek, üzülmek, hüzünlenmek için ne çok zaman harcıyorum. iddia edilenin aksine hiç de idealist bir insan değilim aslında. değilim işte... "niyet" zenginiyim ben. bugün miami yi görmek isteyen ben dün hindistan için ruhumu satardım. hala bir klarnetim olsun istiyorum, çalamayacağımıbilsem de.. çalmak dahi istediğimden emin değilim. mesela dil öğrenmiyorum birkaç aydır, dilim peltekleşşşşşti. en keyif aldığı şey şarkı söylemek olan ben sesimi unutuyorum yavaş yavaş... velhasıl öyle dışarıdan gözüktüğü kadar sıkı değil bağlarım şu hayatla... hani biraz birşeyler dürtse kopup gitmeye hazır. hayır hayır! melankoli olsun diye söylemiyorum bunları... başta dedim "yasaklamak lazım melankoliyi" diye... bir arkadaşım için üzgünüm mesela bugün. ve tek tek elime alıp koliye koyduğum her obje için. halbu ki sadece sinir bozucu olmalı toparlanmak (hop konu dağıldı.) ne diyorduk, evet: melankoli yok şimdi, şu anda.

şimdi asıl konuya dönelim. tabi! "aslında bir konu var". az önce girizgahtı sadece yaptığım. (girizgah yalnız. peh) az önce aralık olan balkon penceresi ve hemen masamın yanındaki cam arasında seriin bir esinti oldu. bu esintiden sadece bir kaç dakika önce sıcaktan bunalmış ben, içi ürpererek ısınmayı hayal ettim. yani çok üşüsem de, hani böyle soğuktan donsam da sesimi çıkarmamalıydım lakin yok... hemen sıcağı aradı vücudum. "alışmak"la alakalı düzensiz bir taraf var bende, belki herkeste... soğuğa lanet, sıcağa lanet... yalnızlığa ve kalabalığa... açlığa ve tıka basa tok olmaya... düzene ve düzensizliğe... yani... düşüncesi mutlu eden bir yer var aklımda... "huzur"u (ki kendisi nerelerde ne zamandır) bulacağıma inandığım. ama garipte bir bilme hali: o yer gittiğim yer değil. olduğum yer değil... alışmışlığım ve alışacak olacağımı bilmek hiç bir anlam ifade etmiyor işte. dediğim gibi alışmanın karışık, düzensiz bir tarafı var işte. kaç kez şu odaya bakıp da değiştirmek, bozup baştan sıfırdan yapmak istedim, kaç kez... ama şimdi... aptal bir mumluğun yerini değiştirmek canımı sıkıyor. diğer taraftan yeni bir ülkede, yeni bir şehirde, yeni bir odanın duvarlarına iki fırça boya çalma hevesliliği... sonra.....
tekrar sıcak bastı... şimdi o esinti için neler vermezdim... şöyle içimi titretecek bir soğuk için... ve beş dakika sonra belki bir hırka ararım... ve bu böyle devam eder...
bir teneke dolusu sardalyanın içindeki minik bir hamsiyim sadece... bir ben biliyorum farklı olduğumu ama yiyene ne tadım, ne kokum ne de tipim farklı gelecek... belki basit bir refleksl, mesela beş dakika sonra evden çıkmayı düşünürken bakmadan alıp atacak ağzına... hikayem mide asitleri içindeki kibirli hamsi olarak son bulacak... (karnım acıkmaya başladı sanırım)
bu kadar istikrarlı saçmalamak bir şarkıyı hak ettirdi:

l'altra-better then bleeding...

And your heart breaks
Tonight or another night
Red handed and planning
So smooth operation
Like a drive-by
But better than that
Earthquake and car crash
No danger
It gets lighter since you've been stitched up
So smile and say and wave goodbye
All at the same time
Clearly recommended rest
No days, no dates
Only seasons
Better than bleeding
No welcoming
Better than bleeding
No helping
No danger
No welcoming
Better than bleeding
So smile and say and wave goodbye
All at the same time
Better than bleeding
Better than that

18 Haziran 2008 Çarşamba


(fonda jack johnson...)
uyumam lazım acilen.. acilen uyanmam ve acilen ders çalışmam lazım... acilen ankara ya gitmem, ailemi görmem lazım.. ölmeden babanneme teşekkür etmem lazım acilen tüm emeği için... acilen mezun olmam ve acilen diplomayı bavula koymam lazım.. ah bavul almam lazım tabi acilen.. bir tane daha en azından... acilen sevgilimi sevmem lazım daha çok... depolamam lazım bilhassa böbrek üstü salgısı bişeysi kokusunu... acilen pierrre loti yi görmem lazım ve acilen taksimde içmem lazım, en az bir kaç kez daha... acilen eşyalarımı toplarlamaya başlamam lazım ve acilen vazgeçmeye de başlamam lazım bazı(!) objelerden... içim acıya acıya birini koliye, diğerini bavula... acilen acilen acilen... acilen zamanı durdurmam lazım...
(iyi adam bu jack johnson...)

2 Haziran 2008 Pazartesi

that's where I'm gonna be...


This time in English (for the special offer of Miss. Fiona) This is simply where I'm gonna be... It was the very first time I made a search on google for some pictures of the(!) place where I'm supposed to spend two whole years of my life... It is sooo weird how familiar it looks.. Like any other cities I have been before... But it is also such weird that this is the time when I feel fear that much... I was not able to point Portugal on the map before Erasmus and I had very less information but fearless I was... once upon a time.....

30 Mayıs 2008 Cuma

izmir..

"En uzak mesafe: İki kafa arasındaki mesafedir, Birbirini anlamayan..." Can Yücel