Bugün Aynur'la karlı Hollanda sokaklarında yürürken (işte yıllardır özlemini çektiğim giriş)..
Ne diyordum, hah, yürürken, Türk öğrenciler muhabbeti açıldı. Burada, Groningen Universitesi'nde öğrenim gören Türklerin sayısı doktoralarla falan beraber 30 civarı yanılmıyorsam (fazlası vardır azı yoktur). Hesap ettim bunlardan bir 10 tanesini falan biliyorum, 5 iyle falan da görüşüyorum. Aynur Zernike Kampüsü'nde ne kadar çok Türk olduğundan bahsederken muhabbet döndü dolaştı, yurt dışında Türklerle Türk oldukları için görüşme muhabbetine geldi yine. Bu böyle dünün bugünün muhabbeti de değil. Ezelden beri, belirli bir sürenin üzerinde yurt dışında kalan insanın bünyesine zuhur eden bir ikilemdir diye tahmin ediyorum. Ne Türklerin içine yekten kaynamak istersin, ne de o komüniteden uzak durabilirsin. O yüzden kimsenin daha evvel varamadığı bir fikre varmış olduğumu falan düşünmüyorum. Ama muhabbetimizin üzerine eve geldiğimde, Jönköping'den Burak'ın, geçmiş de yazdığım bir cinnet postuna yorumunu görünce, dedim bu tesadüf bir cilayı hak ediyor. Buyurunuz burdan yakınız gurbetlik cigaralarınızı bu akşam o yüzden;
Bilen bilir benim öyle geleneksel konularda hiç gocunmam olmadığını. Rakı muhabbetini, göbek havalarını yer yer sevdiğim gibi, çok türkü de ağlamışlığım, gurbet günlerinde bütün yöresel yemekleri pişirmişliğim, Türkiye'den gavur ellere kutu kutu lokum, türk kahvesi ve bilimum yöresel lezzetleri taşımışlığım vardır bir elçi edasıyla. İsveç de iken ayda bir Huskvarna'daki Arap marketinden, burdaysa haftada bir Türk marketinden alışveriş yapıyor, her seferinde de anlamını düşünmeksizin "alllllaaah bereket versin" demekten pek keyif alıyorum esasen. Perşembe akşamları porto şarabımı yudumlarken, Aşk-ı Memnu izlediğimi falan da saklayacak değilim. Jazz korosunda Aqua de Beber söylerken, ritm tutucam diye ankara havası oynamaya başlamışlığım dahi vardır. Hiç umursamıyor gibi görünüp 5 saat sigara böreği sarabilirim bir international day için. Ama bütün bunlar ben, bütün bunlar benim ve bütün bunlar geldiği gibi... Yani Türkiye'de nasıldıysa öyle dürtüler içimde. Ne bir uyum sağlama telaşına girdim, ne de Türküm ben heleloyyy kafalarına... O vakit nefret ettiğim Tarkan'dan hala nefret ediyor, elektrikli bağlamanın sesine hala tahammül edemiyorum misal(sırf bu yüzden çok sevdiğim halde müziklerini, üç şarkıdan fazla Babazula bile dinleyemem). Sırf Türkiye'yi temsil ediyor diye Hadise'ye bok atmaktan çekinmeyeceğim gibi, Norveç'e oy verirken de elim titremez. Benimle ilk tanışıldığı vakit kim olduğumdan önce, Türkiye'nin Avrupa Birliğine Girmesi hakkında ne düşündüğüm ise merak ettiği karşımdakinin, koşarak kaçmak isterim. Ve bu örnekler böyle uzaaar gideeeer.
Bütün bunları anlattım çünkü ben insanların, normalde iletişim kurmayacakları, arkadaşlık etmeyecekleri insanlarla, sırf yurt dışında "bir avuç" Türk oldukları için arkadaş olmalarını anlamıyorum, anlayamıyorum. Eğer sana lazım olan, lazım gelen Türk ise yurt dışına çıkmak neden?! Her gittiğim yerde, bir şekilde en yakınımda bir Türk oldu. Ama şunu çok rahat söyleyebilirim ki bunu mümkün kılan herşeyden önce "aynı dili" konuşabiliyor olmaktı. Ve burda aynı dilden kasıt safi Türkçe değildir tahmin edilebileceği üzere.
Ben "Türk'e Türk'den başka yoktur dost nimet" dalgalarına inanmıyorum. (Nice Türk arkadaşımı toplasan bir Rasa, bir Marc etmez misal nazarımda.)
Ve biraz faşizanda olsa, insan ilişkilerini, millet kimliğinden bağımsız düşünemeyen bir insanın, turistik sebepler, kısa süreli ikametler haricinde yurt dışında bulunmasının hata olduğunu söylüyorum.
İşte kırk milletten göç alan Almanya'daki Türk problemi, işte yurt dışından ihraç edilen damatlar gelinler, işte 19 dan sonra evlendirmeler kız çocukları, işte hala ülkesinde yaşadığı ve aynı dili konuştuğu adama "gavur" demeler... O insanların haklı sebepleri var en azından. Neredeyse yarım yüzyıl önce başlayan bir göçün, dil bilmeden etmeden, doğru düzgün bir uyum/uyuşma politikası olmadan, saçma sapan koşullara entegre edilmiş insanları onlar. Peki ya biz, lisansını masterını yapmış, deliler gibi ingilizce konuşabilen, iletişim konusunda sıkıntısı olmayan biz milletçilik yaparsak ne fark kalıyor o burun kıvırdığımız göçmenlerden? Onları yerip de kendimizi yermezsek riyakar olmuyor muyuz?
Bu kadar lak lak yapan kendim de dahil, yurt dışında yaşamaya meyil etmiş herkesin şapkasını önüne çıkarıp bir düşünmesi gerekiyor bence.. Demem budur.
Ve dip not: Kimsenin bir üstünlüğü ya da eksikliği değil, herşeyin herkese göre olmadığıdır vesvesem. Demişler ya "Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye" diye.. O hesap işte...
16 Aralık 2009 Çarşamba
7 Aralık 2009 Pazartesi
yazacak başlık bulamadım
..nasıl seçimler yaptığımı fark edip hayrete düşüyorum yer yer. misal şu anda konunun referansı, sabah şu saat olmuş hala bitiremediğim bir makale.
sana verilmiş bir seçme özgürlüğü arkadaş! git demiş adam, paşa gönlüne göre bir konu seç.
var işte genel geçer bin tane şey. seç birini. ne literatur arama derdi ne bişey. hatta hali hazırda kritiği yapılmışlar var. ama yook! olur mu! illa sofistike olmak lazım. gidip "yolsuzluk ve cinsiyet" gibi osuruk tısırık bir konu seçecek, zar zor bulduğun 3-5 tane literatüre, hiç bir altyapın falan olmadan meydan okuyacaksın. bunu da son iki gün yapacaksın hatta ki daha heyecanlı olsun. niye?
sıradan olmak, sıradan bir aksiyon almak bu kadar mı zor hayret arkadaş!?
bazen kendimi nefesimi tutmak suretiyle boğmak istiyorum iş bu sebepten. ceza olsun diye haşlanmış ve iki gün bekletilmiş yumurta falan yedirmek istiyorum kendi kendime.
hatta bir elimle kendime tokat atıp, diğeriyle de tokat atan elimi sıkarak tebrik etmek istiyorum şu anda.(bu sonuncuyu yaparak bir nebze ayılabilirim belki.evet.)
vaka özeti: saat altı.. iki saat sonra ders var.. 5-6 saate annem geliyor, onu alıcam amsterdamdan.. sonra rasa ile proje.. aynurla bütçe planı.. dün de 4 saat uyudumdu.................
"...and the relation between gender gap and corruption perception index might not always be signficaaaaananıııııııııııı!"
sana verilmiş bir seçme özgürlüğü arkadaş! git demiş adam, paşa gönlüne göre bir konu seç.
var işte genel geçer bin tane şey. seç birini. ne literatur arama derdi ne bişey. hatta hali hazırda kritiği yapılmışlar var. ama yook! olur mu! illa sofistike olmak lazım. gidip "yolsuzluk ve cinsiyet" gibi osuruk tısırık bir konu seçecek, zar zor bulduğun 3-5 tane literatüre, hiç bir altyapın falan olmadan meydan okuyacaksın. bunu da son iki gün yapacaksın hatta ki daha heyecanlı olsun. niye?
sıradan olmak, sıradan bir aksiyon almak bu kadar mı zor hayret arkadaş!?
bazen kendimi nefesimi tutmak suretiyle boğmak istiyorum iş bu sebepten. ceza olsun diye haşlanmış ve iki gün bekletilmiş yumurta falan yedirmek istiyorum kendi kendime.
hatta bir elimle kendime tokat atıp, diğeriyle de tokat atan elimi sıkarak tebrik etmek istiyorum şu anda.(bu sonuncuyu yaparak bir nebze ayılabilirim belki.evet.)
vaka özeti: saat altı.. iki saat sonra ders var.. 5-6 saate annem geliyor, onu alıcam amsterdamdan.. sonra rasa ile proje.. aynurla bütçe planı.. dün de 4 saat uyudumdu.................
"...and the relation between gender gap and corruption perception index might not always be signficaaaaananıııııııııııı!"
20 Kasım 2009 Cuma
Jack yanağından makas alırım

Seni çoksevdik Jack kardeş.
Henüz 25 yaşında olduğun için...
Kafamız güzel olmamasına rağmen donumuz ıslanana kadar bizi zıplattığın için.
Kafandan su gibi ter gelene kadar kendin zıpladığın için.
Hollanda'daki muhtemel en keyifli akşamı geçirdiğim için..
Nele ev arkadaşım olduğu için ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hatırlattığın için..
Bin tane şey varken aklımda, bundan iki sene sonra, senin gibi bir sahnede zıplamaktan başka birşeyi düşünmediğim bir kaç saat geçirdiğim için..
Velhasılında sorarım sana Jack!
Did we really fall in love?
18 Kasım 2009 Çarşamba
16 Kasım 2009 Pazartesi
9 Kasım 2009 Pazartesi
tespitim geldi hanım
1)merdivenlerden adımlarımı pat pat diye atmak suretiyle inip çıktığımda, tıkalı olan burnum bir nebze olsun açılıyor. ama bunu arka arkaya bir kaç kez yapınca nefesim kesiliyor. tarif edilemez bir ikilemdeyim bu sebepten.
2)evin içinde üzerinde robe de chambre ve elinde bir rulo tuvalet kağıdıyla dolanmak çaresizlik hissi veriyor.
3) iki gün önce ateşim 39.5 u geçtikten sonra ev arkadaşımla türkçe konuşmaya başladım(mışım.) komik lan!
4)antibiyotik olmadan da iyileşilebiliyormuş. kaldı ki akdenizin turuncu yok. bir de o olsa demek kafamın üstünde bireyk dans yaparmıştım şimdiye.
5)bu dönem kesinlikle yanlış dersleri alıyorum. kesinlikle.
6)tam emin olmamakla birlikte mandalina yemek de tıkalı burnu açıyor olabilir. (gidip şimdi cognitive neuroscience master ı yapan ev arkadaşıma bu teorimi söylesem beni kepçeyle kovalar mı acaba?)
7)ben baya kanto seviyormuşum da haberim yokmuş. yanına da kulüp rakısı gider gibi geliyor dinlerken. kulüp rakısı içmedim hiç halbu ki, tadını falan bilmiyorum. onun yanına da beyaz leblebi. keza beyaz leblebiyle rakı da içmedim hiç. ama vardır kemal paşa nın bir bildiği herhalde.
2)evin içinde üzerinde robe de chambre ve elinde bir rulo tuvalet kağıdıyla dolanmak çaresizlik hissi veriyor.
3) iki gün önce ateşim 39.5 u geçtikten sonra ev arkadaşımla türkçe konuşmaya başladım(mışım.) komik lan!
4)antibiyotik olmadan da iyileşilebiliyormuş. kaldı ki akdenizin turuncu yok. bir de o olsa demek kafamın üstünde bireyk dans yaparmıştım şimdiye.
5)bu dönem kesinlikle yanlış dersleri alıyorum. kesinlikle.
6)tam emin olmamakla birlikte mandalina yemek de tıkalı burnu açıyor olabilir. (gidip şimdi cognitive neuroscience master ı yapan ev arkadaşıma bu teorimi söylesem beni kepçeyle kovalar mı acaba?)
7)ben baya kanto seviyormuşum da haberim yokmuş. yanına da kulüp rakısı gider gibi geliyor dinlerken. kulüp rakısı içmedim hiç halbu ki, tadını falan bilmiyorum. onun yanına da beyaz leblebi. keza beyaz leblebiyle rakı da içmedim hiç. ama vardır kemal paşa nın bir bildiği herhalde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
