10 Haziran 2011 Cuma

Gunduz, gece ne varsa ustume yagsin...


"Geleceğim, bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o da gelmedi.
Ölüm gibi bir şey oldu..
Ama kimse ölmedi."

Ö.Asaf

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Chris der ki: "This will make you love again..."


If I have to switch the lights off, I wanna switch them off with you...

10 Mart 2011 Perşembe

Raki Sofrasi



Canim soyle,
dostu bol,
neseli,
muhabbetli,
kallavi mezeli,
muntazam muzikli,
su kenari,
ilik iklimli,
bir raki sofrasi istiyor..

Hani bunlardan biri eksik olsun, hayalimde eksik kalirim.
Gercegi mumkun degil ne yazik..

Simdi, su anda, O.Veli'nin siirindeki gibi 'bir raki sisesinde balik olsam' keske..
Gozlerimi yuvarlayip suzsem suzgecimde balik balik.
Hemen surda dolapta durur nicedir yarisi bitmis 70 lik yesil Efe,
lakin nerde bu saydiklarim?

12 Ocak 2011 Çarşamba

Milli Piyango




"9355650 No'lu Biletinize
İkramiye İsabet Etmemiştir"


Kontrol edilmemis yeni yil biletinin cuzdanimda kuluckada oldugunu, su hasta ve bitkin bunyemle hatirlamamdan manidar sonuclar cikarilabilir elbet. Kontrol etmeden basip buraya donusumdeki umarsizlik yerini pazartesi gunu bana girecek matematik sinavinin panigine birakinca aklima gelen bilet.. Hainsin olm!

Isabet etmemis hasbam! Isabet olmus. Dedim ki iyi ki etmemis aslinda lan. En kotusu soyle 100.000 lira gibi bir para cikmasi olurdu zira. Az once tarif ettigim sekliyle anlatmak gerekirse (ki niye gereksin aslinda);

Sokayim boyle askin izdirabina deyip de bavulu toplayip, topuklari yaglatacak bir para degil. Diger taraftan "ayda su kadar paraya bu izdirabi niye cekiyorum lan!" diye insani galeyana getirecek cinsten. Bilhassa genclik atesinin 2.cinkosundaki su gunlerimde... Kaos teorisine koyayim, Katastrof teorisine bisey olmasin..

Yuce rabbim isini biliyor dedim. Hikmetinden sual olunmaz hay bin tovbe.. Insani onduracak paralar var, oldurecek paralar var. Zuurt tesellisi falan degil haci cavcav, hissederek anlatiyoruz burda! Cok zengin olmayacaksam, az zengin olmak istemiyorum.. Bobo (bohem burjuva) hayatim gemiyi yurutuyor iste. Tayfa yok diye oturup aglayalim mi, nedir yani?!
Misal duvar kadar plazma alip, dijital uydunun pintiligini yapmakta baska turlu bir cazibe var.
Hic ihtiyacim olmadigi halde aldigim arabam da az yakiyor keza.
Onumuzdeki ay Avusturya'ya kayaga gidebilirim ama bu oglenleri evden yemek goturmeme celiski degil.
Yani anlayacaginiz 100.000 lira beni su anda sadece huzursuz edecek bir para havadan gelirse.
Ama buyuk ikramiyenin basimin ustunde yeri var. Aha tam da surda hem de..

Bitti.
Kib optm bye!

28 Kasım 2010 Pazar

Enjoy the Ride




Ben ona "ben 'koy döte rahvan gitsin' lafini daha gecen sene ögrendim" demeden az önce, onun evvelden yolladigi ama yolladiginda hakkini veremedigim su sarki caliyordu;


Shut the gates and sunset
After that you can't get out
You can see the bigger picture
Find out what it’s all about
You're open to the skyline
You won't want to go back home
In a garden full of angels
You will never be alone

But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone

With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive

And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride

If you close the door to your house
Don't let anybody in
It's a room that's full of nothing
All that underneath your skin
Face against the window
You can't watch it fade to grey
And you'll never catch the fickle wind
If you choose to stay

But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone

With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive

And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride

Stop chasing shadows
Just enjoy the ride



P.S: pazar aksaminin dötune koyarak pazartesinin rahvan gitmesini bekleyen ben, rakimi hollanda peyniri ile kombo edip, mutfagimda asili portekiz bayragina karsi kaldiriyorum isvecteki evimde..
size kaldiriyorum kadehimi özlemi kroniklesen insanlar.. her yerimde, her yere tasiyorum sizi lanet olsun..
ve belki de gercekten "The day that you stop running..Is the day that you arrive" ...

10 Ekim 2010 Pazar

Biz bize benzeriz..

Az önce Meksikali komsum geldi. Dertli.. Babasiyla konusmus. "Isin hazir bitir gel master" i demis. Burada Entertainment&Art Master i yapmasini pek tabi ki zaman kaybi olarak goruyor aile. Baba petrol endustrisinde falan.. Bizimkine bicilen yol da o cinsten..

Dedi; "cok degil bir kac ay bile bekleme luksum yok bitirdikten sonra. olsa, beni mutlu edecek seyi yakalayana kadar ugrasirdim."

Hikayeler tanidik oluyor gelinen ulke gelismekte olan(!) bir ulke oldugu vakit (az gelismis demeyelim kalpler kirilmasin degil mi?!).
Babasi JoseFernandoRodrigues le bizim Ahmet Amca arasinda bir fark yok yani.

Ozetle burdaki bir Svensson bir Johansson dunyayi degistirecek isler yapabiliyorsa, hadi dunyayi degistirmeyi de bir tarafa koyalim aksamlari yastiga basini mutlu koyabiliyorsa isinden evine geldigi vakit, gencken sahip oldugu bekleme luksundendir dedik.
Benimse iki ogrenim seviyesi arasi verdigim en uzun ara bir aylik bir yaz tatili kadar..
Tespitimiz cebimizde.. Bir boka yaradigi yok suphesiz..

3 Ekim 2010 Pazar

özet geçiyorum



Şöyleyken böyle oldu;

-Referandum dönüşü bir veni-vidi-vici bile diyemedim. İsyanım var..

-Tüketerek varolmaya başladım: Daha önce gittiğimin yerin iki katını ödediğim bir Spa üyeliğim, çok da ihtiyacım olmadığı halde edindiğim ve okulun garajında duran bir arabam, öğrenci harçlığıyla bir haftalık parayı gömdüğüm bir yatak örtüm var. Tek derdim rengine tilt olduğum duvar kağıtlarını değiştirmek. Ortalama bir İsveçli gibi yüksek vergi oranlarından şikayet etmeye başlamak için de iki üç ayım var diye tahmin ediyorum. In Social Government We Trust ?!

-Hayatımı güzelleştiren insanları geride bıraktıktan çok değil iki sene sonra burda hayatımı güzelleştiren insanları da bir bir gönderdim. Saadetim beklendiği üzre uzun da sürmedi hani, ettiğimi buldum canlar... Geriye kalan son ve en bir kıymetli olanının da bugün elinde bavuluyla ayrılışının ardından gönül rahatlığıyla arkada kalan diş fırçası, keyboard, ses kartı gibi objelerle sohbet edebilirim. Deliliğimi de tain edecek kimse kalmadı zira... (fonda "acıların çocuğuyum" çalmıyor, hala stabilim..)

-Televizyonu açtığımda How I Met Your Mother ya da türevi Ingilizce bir yayın çıktığı vakit içimde sevgi kelebekleri uçuşuyor. Tüketim çılgınlığımın uzantısı iphonedörtbirkeremaşallahı da en çok sevmemin nedeni afili özellikleri falan değil, sabah gözümü açtığım vakit NTVMSNBC ye tıklamak suretiyle Türkçe yayınla ayılabilmek. Alamancı kafası en bir güzel kafaymış onu anladım. Benim de bir çanak antenim olsun istiyorum artık balkonumda. O kıvama geldim.

-Kendimi "daha önemli işler" teması altında topladığım bir dizi pratiğin içine gömüp "daha mutlu eden işler" i yapmayı ertelemek suretiyle cezalandırmak gibi bir alışkanlık edindim. Henüz cezanın sebebini tain edebilmiş değilim. Bulursam yazarım. (daha mutlu eden işler için bkz: müzik yapmak, mektup yazmak, akademiyle ilintisiz okuma yapmak, yoga yapmak, party beeds den kolye yapmak, silip silip tekrar makyaj yapmak, yemek yapmak, ve niceleri..)

-"İsveç'de kimse 8 saatten bir dakika fazla çalışmıyor" diyenin alnını karışlarım gari. Bana neden bu kadar çok para veriyorlar diye düşünüyordum. Anlamam uzun sürmedi. Ortalama bir PhD olmak ister misin deselerdi "he" derdim halbu ki. "Stay hungry stay foolish" dememişmiydik a canlar..

-Hayatımda ilk kez bu kadar "öteki" yim. Bu mevzu uzun, özetle anlatılacak gibi değil. Ama kısaca yurt dışında okumak ve çalışmak epey farklıymış. İsotlusundan bir buçuk porsiyon hergün.. Jaaavist!

Özet geçiyorum dedim, geçmedim zati. Şimdi daha yazarsam terbiyesizlik olur, goygoyculuk olur. Esenlikle hadi öptm bye!